GÜLSEREN DELİBAŞ YAZDI : "EĞİTİMSİZLİK VE SORUMSUZLUK"

EĞİTİMSİZLİK VE SORUMSUZLUK

Toplumun en büyük sorunu; ÇEVRE KİRLİLİĞİ. Özellikle geri kalmış ülkelerde had safhada. Alınan onca eylemler dahi işe yaramıyor. Çünkü eğitim yetersiz, doğa kirliliğini de yadsıyamayız. Dünyanın şimdilerde çözemediği en büyük sorun, doğanın korunmasında GELİŞMİŞLİK de bir ölçü değil. Doğayı hem kirletiyoruz hem de yok ediyoruz. Orman yangınları, deniz ve hava kirliliği sorumsuzluk örneği değil de ne! Gençlerimize nasıl bir dünya bırakacağımız meçhul!...

Hep düşünmüşümdür. Neden insanlar çevreyi kirletirler? Neden bizler çöp adını verdiğimiz maddeleri evlerimizde çöpe atarız da sokakta ve caddelerde yere atarız?

Atarken hiç mi rahatsız olmayız? Yaşadığımız konutlar bizim de YA SOKAKLAR, CADDELER KİMİN? Yaşadığımız kente neden sahip çıkamıyoruz? Her gün bizlerin attığı atıklarla kirlenen sokak ve caddelerimizi, piknik alanlarını, plajları, yerel yönetimlerin görevlendirdiği kişiler neden temizlemek zorundalar? Onların asli görevleri yerlere düşen kuru yaprakları toplama, çöp kutularını boşaltma, kışın yağan kar ve buz yüzünden kapanan yürüme alanlarımızı ve yolları açmak olmalı.

Harcanan zaman, gereksiz ayrılan para, yazık değil mi?

Halka açık plajların, piknik alanlarının bir günlük serüvenini şöyle bir gözden geçirelim…

Sabahın erken saatlerinde çoluk, çocuk ailecek plajlara, piknik alanlarına gittiniz. Güzel bir gün geçirmeyi umuyorsunuz. Tertemiz bir plaj ve piknik alanıyla karşılaşmanız yüzünüzü güldürüyor. Belediyenin temizlik işlerine on numara veriyorsunuz. Yemeği de seven bir toplum olduğumuzdan yanımızda getirdiğimiz azıkları sabah, öğlen ve akşam öğünlerinde bu alanlarda keyifle yiyoruz. Plajda ise yüzüyor ve güneşleniyoruz. Pikniğe gelmişsek ip atlıyor, salıncakta sallanıyor, top oynuyor veya gölgeliklerde bir güzel uzanıp dinleniyoruz. Eve dönme zamanınız gelmiştir. Dönüş gelişten daha rahat olacaktır. Çünkü getirdiğiniz yiyecekleri tükettiniz. Bir iç rahatlığı edasıyla geldiğiniz yeri terk ediyorsunuz. Ama nasıl? Sabah geldiğinizde bulduğunuz şekliyle mi, yoksa kullandığınız, yediğiniz yiyeceklerin atıklarını naylon poşetlere koyarak çevrede bırakarak mı? İşte, bu çok önemli. Piknik alanlarında çöp kutuları olsun ya da olmasın, yediğimiz yemeklerin atıklarını mutlaka toplamalıyız. Nasıl bulduysak öyle bırakmalıyız. Halka açık plajların durumu daha içler acısı!..

Sabahın erken saatlerinde belediyenin temizlik personeli seferber edilmiştir. O güzelim kumların üzeri pet şişeleriyle, kâğıt mendillerle, mısır koçanlarıyla, sigara izmaritleriyle çirkin bir görünüm arz etmektedir. Özellikle sigara izmaritleriyle kum bütünleşmiştir adeta. Temizlik görevlilerinin asıl işi denizin getirdiği yosunları ve diğer atıkları temizlemek olmalı. Ne yazık ki bizler yaşadığımız alanları kirletmekte oldukça ustayız. Arkamızdan birilerinin toplamasına alışmışız. Yolda yürürken dahi elimizde olan, kurtulmak istediğimiz her türlü atığı rahatlıkla ne yazık ki yere atabiliyoruz. Kişiyi uyardığınızda aldığınız yanıt: ‘ Çöpçünün işi ne, toplasın!’ Bazı kişiler de çaktırmadan ellerindekileri atıverirler yere…

Toplumumuzun büyük bir kısmı, bu sorumsuzluk örneğini gösterirler. Oysa toplu yaşanılan yerlerde belirli aralıklarla belediyelerin koyduğu çöp sepetleri, çöp kutuları veya çöp poşetleri vardır. Bunları ya görürüz ya da görmemezlikten geliriz. Bu bir kültür ve eğitim işidir.

2000’lerde bu sorunun ülkemizde çözülmeyişi acı bir yaradır. Hepimiz şahit olmuşuzdur, eldeki çöplerin yere atıldığına. Özel otomobillerden fırlatılan boş sigara paketlerine, pet şişelere. Daha neler neler! Kirli bebek bezlerine kadar. Nasıl bir anlayış bu!..

Ülkemizde çevre kirliliği ile mücadele anlamında bir zamanlar ‘‘ÇİT’’ (Çöp, İzmarit, Tükürük) projesi adlı bir kampanya başlatılmıştı.

Bu projenin özellikle öğrenciler üzerinde etkili olduğu kanısındayım. ÇİT üyesi bir kişi yerlere ÇÖP, İZMARİT ve TÜKÜRÜK atmayacağına ve atanları uyaracağına dair kendini sorumlu tutuyordu. Ben de ÇİT’in üyesiydim. Söyleşi için gittiğim okullarda 500 üzerinde öğrenciyi de üye yapmıştım. Aslında caydırıcılık anlamında önemli bir girişim. Fakat bu mücadelenin devam edebilirliği önemlidir. Örneğin OPET’in yıllardır halen de devam ediyor; umumi tuvaletlerin temiz tutulmasıyla ilgili verdiği mücadele olumlu sonuç verdi. Eğitim olmadan bu tür çalışmalar ne yazık ki havada kalıyor.

Yerel yönetimlerin çok personel çalıştırarak, çevreyi temiz tutma çabası yerine, halka çevreyi kirletmeme konusunda verilecek eğitim çok daha etkili olacaktır kanısındayım. Az da olsa bazı il ve ilçe belediyeleri bunu başarmıştır. Aslında çevre temizliğinde, doğanın korunmasında devletin de yapması gereken çok şey var. Devlet-Yerel Yönetimler ve Sivil Toplum Kuruluşlarıyla el ele vererek kesinlikle basını da yanlarına alarak eğitim yoluyla kalıcı çözümler üretebilirler. Okullarda eğitim verilebilir. Tabi ki Radyo-Televizyon Üst Kurulu’na da burada büyük görevler düşüyor.

Temiz bir çevrede, güzel bir doğada yaşamak istiyorsak, ÇEVREYİ KİRLETMEYELİM, DOĞAYI KORUYALIM. Bunun gerçekleşmesi ancak topluma verilecek eğitime bağlıdır.

GÜLSEREN DELİBAŞ

YAZARIN DİĞER YAZILARI